"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Pırlanta Ölçüler

Sızıntı Başyazıları: Kamplarda Zaman

Kamplarda geçen ayları, haftaları, günleri değil; bir tek gün, bir tek saati dahi anlatmaya kalkışsak anlatamayız. Nasıl anlatabiliriz ki, o, bütün benliğimize sinen, derinlemesine ruhlarımızda yaşanan ve uhrevî hazlarıyla tasavvurlarımızı aşan hayatın tam cennetçesiydi… Bahar bulutları gibi üzerimizden gelip geçen her dakika, başımıza geçmişten hâtıralar yağdırır.. bizler de, bu mâvi…

Sızıntı Başyazıları: Müslümanca Yaşama (1)

Her beşerî sistem ve beşerî düşünce tarzı, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun, zamanla eskir, bayatlar, câzibe ve güzelliğini yitirir ve bıkkınlık hasıl eder; ama, Müslümanca yaşama ve Müslümanca düşünce tarzı öyle değildir. İnsan onda, eğer ruhunu tam hazırlayabilmişse, alışılmış şekil ve formüllerin ötesinde, tıpkı baharlarda, tabiat kitabının çehresinde parıldayan…

Sızıntı Başyazıları: İdeal Cemiyet

İdeal bir cemiyet, ideal fertlerden meydana gelir. Parça ve parçacıkları günâhlardan ibaret hezeyan yığınlarına gelince, bunlar, iyiye, güzele ve hayırlara kapalı bir kısım kuru kalabalıklardır. İdeal insan veya eskilerin ifadesiyle, meleklere ait vasıflarla serfirâz ‘kâmil insan’ ‘And olsun Biz insanı en güzel biçim ve mahiyette yarattık’ meâlindeki âyet veya âyetlerle,…

Sızıntı Başyazıları: Beklenen Gençlik (2)

Bugün, aşk, pek çoğumuzun sînesinde pas tuttu; mürüvvet avuçlarımızın içinde, göz göre göre gül yaprakları gibi kurudu ve savruldu.. ümit, kolu-kanadı kırık, şurada-burada sürüm sürüm.. himmet ve cesâretlerimiz ise, şiddetli fırtınalar şöyle dursun, en küçük esintiler karşısında dahi savrulup gidecek kadar zayıf… Böyle bir zemin ve atmosferde, varlığımızı muhafaza ve…

Sızıntı Başyazıları: Beklenen Gençlik (1)

Yıllar var ki, gözlerimiz yollarda ve geleceğin hülyâlı mâvilikleri içinde varlığı en temiz ruhlardan daha temiz, düşüncesi çağın bütün problemlerini çözecek kadar güçlü, sînesi meleklerin gönülleri kadar yumuşak ve iradesi cehennemler karşısında dahi “pes” etmeyecek kadar sağlam, ideal bir nesil bekleyip durduk. Hakk’ın inayetinin temsilcisi, böyle bir neslin geleceğine dair…

Sızıntı Başyazıları: Söz

İlk yaradılış; yokluğun bağrına atılan iki harf ve bir heceden ibaret olan “Kün” sözüyle başlamıştır. Tekten çoğa, vahdetten sonsuza uzayıp giden yollar sözle açığa çıkmış ve kelimelerle aydınlanmışlardır. Söz, gönüllerde yankılanmadan önce, insanın hayvandan, hayvanın da taştan, topraktan farkı yoktu. Kalem ilk yaratıldığında neyi yazacağını bilememiş ve hayrette kalmıştı. Neden…

Sızıntı Başyazıları: Kudsîler ve Hakikatın Elmas Kılıcı

Kudsîler, geçmiş kitapların doğru haberleri, iddialı kehanetlerin ürperten işâretleri, inşirah veren kerâmetlerin ümit dolu beşâretleriyle son dönemde yolu gözlenenler… Yıllar var ki, insanımız, bilerek veya bilmeyerek, gözlerini doğuş beklediği ufuklara dikti ve onları bekledi.. onlarla avundu, onlarla teselli oldu.. onların geleceğine dair ümidini yitirince de hazana uğramış yapraklar gibi sararıp-soldu…

Sızıntı Başyazıları : Yeniden Varolma

Eksiksiz tam bir yenileşme, ancak, ruh, zekâ, his ve irâdenin müşterek gayretleriyle mümkündür. Ruh gücünü, bütünüyle kullanmak, geçmişten gelen bilgileri eksiksiz değerlendirmek, sürekli olarak ilhâm ve mâneviyât esintilerine açık kalabilmek, körükörüne taklitlere takılıp kalmamak ve her zaman nizâmîliği tâkip etmek… İşte mantıkî yenileşmenin bir kaç dinamiği! Ruh zinde, zekâ canlı,…

Sızıntı Başyazıları : Tahrip Edilen Tabiat

Tabiat baştan başa bir hârikalar meşheridir ama, biz ona “meşher” demektense, bir “kitap” demeyi daha uygun buluruz. Zira, onu bir kitap gibi duyar, bir kitap gibi okur ve bir kitabın rengârenk canlı, yaldızlı nakışlarını temâşâ ediyor gibi hayran hayran seyrederiz. Onu, her sabah yeniden boyanmış, süslenmiş o göz kamaştırıcı endamıyla,…

Sızıntı Başyazıları : Dün ve Bugün

Bir zamanlar bizim dünyâmız, kendine has renk ve ışıkları, güzellik ve derinlikleriyle müşahedesine doyum olmayan bir meşher ve başlı başına bir kültür; bir medeniyet ülkesiydi. Bu ülkede hayat o kadar sıcak ve yumuşak, o kadar câzip ve imrendirici idi ki, buraya, cihânın dört bir yanından hac kafileleri gibi kervanlar teşkil…