Warning: include_once(wp-content\plugins\wp-super-cache/wp-cache-phase1.php): failed to open stream: No such file or directory in /home/cihans5/kocar.org/wp-content/advanced-cache.php on line 20

Warning: include_once(): Failed opening 'wp-content\plugins\wp-super-cache/wp-cache-phase1.php' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/cihans5/kocar.org/wp-content/advanced-cache.php on line 20
Hutbeden Kalblere Hitab – Tevhid 4 – Fethullah Gülen – İrfana Yolculuk
Anasayfa » Bütün Yazılar » Hutbeden Kalblere Hitab – Tevhid 4 – Fethullah Gülen

Hutbeden Kalblere Hitab – Tevhid 4 – Fethullah Gülen

Elhamdülillâh…Elhamdülillâh…Elhamdülillâhillezî hedânâ lihâzâ…vemâ künnâ linehtediye levlâ en hedânallâh…

Vemâ tevfîkî vela’tısâmî illâ billâh…aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünîb…

Eşhedü ellâ ilâhe illallâhü vahdehû lâşerîke lehû velâ nazîra lehû velâ misâle leh…

Ellezî lâ uhsî senâen aleyh…Kemâ esnâ alâ nefsihî…

Azze câruhû ve celle senâühû velâ yü’zamü cündühû velâ yuhlefu va’dühû velâ ilâhe gayruh…

Ve neşhedü enne Seyyidenâ ve Senedenâ ve Mevlânâ Muhammeden Abdühû ve Rasûlüh…

Essâbiku ilel-enâmi nûruh verahmetün lil-âlemîne zuhûruh

Sallallâhü teâlâ aleyhi ve alâ âlihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve eshâbihî ve etbâıhî ve ahfâdihî ecmeîn

Emmâ ba’dü feyâ ıbâdallâh ittkullâhe teâlâ ve atîûh fekad kâlellâhü teâlâ fî kitâbihil-kerîm

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm…Bismillâhirrahmânirrahîm…

” vel-âkıbetü lil-Müttekîn… ” ( Araf, 7/128)”

MUHTEREM   MÜSLÜMANLAR!..

Allah kendisinden korkan, kendisine karşı saygılı olan. vaz ettiği kanunlardan istifade eden, kendini çevresini, dünyayı tanıyan. kendisine O’nu görüyor gibi kullukta bulunan kimselerle beraberdir.

Allah beraber olduğu kimseleri müzmehil etmez, perişan etmez, sergerdan etmez. Allah maiyyetine aldığı kimseleri aziz eder. Muvakkaten dünyevi saadetlerini ellerinden alsa bile, maiyyetin onlara kazandırdığı paye, onları gönülleriyle hoşnud eder, huzur içinde kılar.

İslami bir hakikattır: Maiyyet-i İlahiyye’de bulunan kimseler hiç bir zaman uzun zaman perişan ve sergerdan olmamışlardır.

Ümmeti Muhammed eğer Allah’a kul olduğunu, Rasulüllah’a ümmet olduğun kavramış, maiyyet-i ilahiyyeye girmişse perişan olmayacaktır. Ama bu mevzuda eksiği ve gediği varsa, İslami hayatında bir kısım açıklar bırakmışsa, iradesiyle bıraktığı eksiklere, açıklara gediklere düşecek ve perişan olacaktır.

Beş yüz milyon yeryüzünde camileri dolduran İslam alemi, dünya karşısında insanlığın en zelili, en acizi ise şayet, dünyayı anlayamayışı, çevresini bilemeyişi ve Allah’ın himayesine giremeyişi, Allah’ın kanunlarından bihakkın istifade edemeyişindendir. Bir çukurun içine düşmüş çırpınıyor, çırpındıkça batıyor, çıkamıyor, çünkü çırpındığı kuyunun içinde çırpınırken, Allah Allah demesi lazım gelirken, Kur’an deyip Kur’an’a dönmesi lazım gelirken, kainatı anlayıp çevresine karşı nigehban olması düşünülürken o, hâlâ Avrupa veya Asya diyor, kapitalizm veya komünizm diyor…Allah demiyor. Çeşitli düzenleri ve çeşitli sistemleri sahayı vücuda getirmek suretiyle bilmeyenleri de idlal ediyor.

Bu cemaat camiyi doldursa da, bu cemaat cübbe giyip sakal bıraksa da, bu cemaat Kabe’nin etrafında tavaf etse de, Allah deyip dönse de yine müzmehil ve perişan olacaktır. İman başka şeydir, çepeçevre alem-şümul imana sahip olma tamamen başka şeydir.

Ferdin kainat ve şahsına Allah’ın dercettiği marifet hüzmelerini kavrayarak, öylesine Allah’ın büyüklüğüne göre Allah’ı kavraması başka şeydir, inandım demesi tamamen başka bir şeydir. Bir iki misalle bu eksik ve gediklere, çukurlara düşmenin sebeplerini arz edeyim…

Bir taraftan Allah inananları maiyyetine alıyor aziz ediyor. Bir tarafta maiyyeti ilahiyyede bulunduğunu iddia eden kimseler, dünyanın en zelili kimselerdir. Rusya’dan koptuğu zaman Amerika’ya dayanmazsa öleceğinden endişe eden kimseler, Amerika’dan koptuğu zaman Rusya’ya dayanmazsa mahv-u perişan olduğundan endişe eden, tir tir titreyen devletler, milletler cemaatler, hükümetler parlamentolar ve parlamenterler. Niçin Allah’a inanan kimseler bu kadar zelil? Niye bu kadar ayak öpmekteler? İşte bunun sırrı anlatılıyor burada!

1-HAK VESİLELER:

Mümin, ihraz ettiği hak davasında, o davayı elinde tuttuğu müddetçe hak vesilelerden istimdad eder. Kafir hak batıl vesile ayırmadan hakkı da değerlendirir, batılı da değerlendirir. Batıl düzeni ayakta tutmak için nice batıl yollara başvurur. Bu düzenin ayakta durması için, Allah’ın yasak ettiği faizi ayakta tutmak gereklidir der. Mevcudiyetini faize bağlar faizi de ayakta tutar. Rüşvet bu düzenin ayakta durması için zaruridir der, rüşveti ayakta tutar. Daha neleri ayakta tutar…

Bu batıl yollarla, batıl vesilelerle hak bildiği doğru bildiği yolu ayakta tutmaya çalışır.

Bu şayet müminse yanlış bir yola girmiştir. Bu kötü mukaddimelerle hayat verici neticeyi elde etmek imkânsızdır. Kaçak bir mantık anlayışına sahipse, batıl yolla hak neticeye gidilemez, bunu bilecektir.

Ama çok kafirler de içinde yaşadıkları Allah’ın nimetlerinden istifade ettikleri dünyada, batıl bir noktayı ellerinde tutsalar bile hak vesilelerle oraya ulaşmış olabilirler.

Binaenaleyh bazen batılın etrafı hak vesilelerle hal yollarla, hak sebeplerle donatılmış olur ve o batıl hayatiyetini devam ettirir. Bazen de hak bir netice, batıl yollarla, batıl vesilelerle çepeçevre ihata edildiği için, o hak da ayaklar altında kalmaya mahkum olur.

Tekrar edeyim bunu: Mümin mümindir ama mümin, elinde tutmak istediği batıl vesilelerle çepeçevre sarılmışsa, o batıl vesileler kâfirin elindeki hak vesilelere mağlup olacaktır. Kafir elinde hak vesileleri tutuyorsa, kafir mü’mine galebe çalacaktır…Nasıl?

Vehhabi, batıl bir mezhebin salikidir. Bütün Cumhuru Ehl-i Sünnete muhalefet etmenin sembolleşmiş cemaatidir. Fakat bugün hükimdirler ve yeryüzündeki Müslüman cemaatlerin en azizidirler. Allah da nimetlerini başlarına yağdırıyor.

Kafir değildirler onlar, diyen kendisi kafir olur. Ama yanlış bir yoldadırlar. Müttefikimiz can kardeşimiz olsa dahi bir hususu tavzih için bunları anlatmada fayda mülahaza ediyorum. Onları ayakta tutan Allah’dır. Maiyyetine alan Allah’dır. Hak olan davalarında, onları o davada ayakta tutan bir “Hak vesile” vardır. O da şudur:

Kendilerinden evvel Mekke’nin Medine’nin Emiri, Şerifi Lord Kişer gibi kafirleri arkeologları sokarak Haremeyn-i Şerifi kafirlere çiğnetiyordu. Yanlış bir yolla, yani İngilizlere dayanmakla mevcudiyetini devamı düşünüyordu. Bunlar ise, nim-müstakîm bir İslam siyaseti güderek; Allah Kur’an’ıyla Mekke’ye kafir giremez demiş, cenabet insan sokulmaz demiş; bu prensibi tahakkuk ettirerek bugün yabancıları sokmuyorlar.Yanlış bir mezhep, hak bir vesileyle Ehl-i Sünnete galebe çaldı…

Batıl yolun sahibi Hak yolun sahibine galebe çalıyor.

Komünistin davası içinde de bir hak payı varsa; bir fakiri gözetme varsa, istismarcıya ve istimlakçıya karşı bir hakkı gözetme meselesi varsa, muvakkaten bu hak vesile onu ayakta tutuyor.

Fakat “vel-âkıbetü lil-Müttekîn…” (Araf, 7/128) Netice Allah’a tam dayanıp güvenenlere aittir. Bir gün gelecek bütün batıllar yıkılacak, komünizminden Amerika’sına kadar, ondan Vehhabisine kadar, sadece ve sadece Kur’an’da Müstakîm diye tavsif edilen cemaati müslimin işe vaziyet edecektir…Bunu bir tarafa koyun!..

2-MÜMİN VE KAFİR SIFATLARI

Har kafirin her sıfatı kafir değildir. Her müminin her sıfatı da mümin değildir.

Nice müminler vardır ki camiye gelir fakat kafir sıfatı vardır onda ve nice kafirler vardır ki, kiliseye bile gitmez, mümin sıfatı vardır onda…

Kafirdeki mümin sıfatı mümindeki kafir sıfatına galebe çalar. Böylece kafir mümine galebe çalar. Bu nasıl olur?..

Mümin sıfatı, kafir sıfatı nedir? Hepsini sayamam ki bir kaçını sayayım: Mümin sıfatı uyanık olmaktır, mümin kardeşlerine karşı mürüvvetli olmaktır. Mümin sıfatı çalışmayı, metodlu çalışmayı emreder. Mesaiyi tanzimi emreder, yardımlaşmayı emreder…

Müminler arasında yardımlaşma yok; banka bu yardımlaşma fikrini yutmuşsa, müminler arasında emniyet ve güven yoksa, müminler arasında metod yoksa kafir sıfatı var demektir o müminlerde.

Ve Amerikalıda metod varsa, Amerikalıda uyanıklık varsa, kerem varsa, civanmertlik varsa, dünyayı anlama varsa; bunlar mümin sıfatlarıdır, Amerikalı sana galebe çalacaktır. Çünkü sen kafirin sıfatını ariye olarak almışsın, o da müminin sıfatını ariye olarak almıştır.

Akıbet müttekîlerindir; ne zaman? Ne zaman Cemaat-i İslamiyye bihakkın yüzde yüz Allah’a teveccüh edecektir, mümin sıfatlarıyla arzı didar edecektir, Allah’ın rahmetini karşısında arzı didar olarak görecektir. Bunu da bir tarafa koyun!..

3-KUR’AN VE KAİNAT KANUNLARI

Allah’ın iki çeşit kanunu vardır. Bu kanunlardan bir tanesi kainatta cereyan eder. Allah’ın bir kitabı, Allah’ın bir çeşit fermanıdır. fermanda namuslar ve kanunlar cereyan etmektedir. Kâinat Allah’ın İrade ve Kudret sıfatından gelir. Allah’ın diğer kanun mecmuası, Kelam sıfatına dayalı olan Kur’an’dır. Bu da Kelam sıfatından gelir.

Bunlar Allah’ın iki çeşit şeriatıdır. Biri kâinat şeriatı, diğeri Kur’an şeriatı.. Biri kâinat kitabı, diğeri Kur’an kitabı. Bir kâinattaki emirler, iki Kur’an’daki emirler.

Bu iki kitaba muhalefet etmenin de cezası vardır. Kur’an’da içki içmeyeceksiniz yasak, içerseniz cezası vardır. Kainatta da emirler vardır. Allah’ın cari kanunlarını bileceksiniz; cazibe nedir, dafia nedir, madde mahiyet itibariyle nedir, madde ne olur, terkibin keyfiyeti nedir, tahlilin keyfiyeti nedir?…Bu da kainatta Allah’ın kudret kalemiyle iradesiyle yazdığı şeydir. Bunu bilmemenin de cezası vardır, bilip de amel etmemenin de cezası vardır.

Ama ekseriyet itibariyle kainattaki kitaba riayet etmemenin cezası dünyada verilir. Kur’an’a riayet etmemenin cezası da ahirette verilir.

Mümin camiye geliyorsa kainat kitabını okumuyorsa, ona bir mükafat verilecekse şayet, ahirette verilir, dünyada değil..

Kâfir kâinat kitabını okuyor, Allah’ı tanımıyorsa ona mükâfat verilecektir dünyaya ait, imansızlığın cezasını da ahirette görecektir.

Bu iki kitabı okumanın ve anlamanın mükâfatı vardır. Okumamanın ve anlamamanın da cezası vardır. Kâinat kitabının cezası umumiyet itibariyle dünyadadır ki bugün müminler çekiyor. Kur’an’ı okumamanın cezası ekseriyet itibariyle ahirettedir.

Burada şunu da ilave edelim: Haddizatında Kur’an anlaşılarak okunsa, kâinatın tercümanı olduğu anlaşılacak, kainat da kendi kendine anlaşılmış olacak ama, kitabının dilini bilmeyen cemaat.. diyelim karşısına iki tane çizgi üst üste koyalım, karşısına 20’inci asrın Müslümanları yazalım aynı şey olacaktır.

Kitabının dilini anlamayan, kitabını anlamayan, Allah’ın maksadını anlamayan en perişan cemaat dedikten sonra, eşittir: 20’inci asrın Müslümanları…rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu da bir tarafa koyalım…Dördüncü hususla hitama erdirelim:

4-KADERİN İRADEMİZİ KAMÇILAMASI, HAYATA HAZIRLAMASI

Allah maiyyetine aldığı kimseleri neden yükseltmiyor? O, yüceltmek istemiyorsa, ben ille de burada kalacağım diyorsa. Allah iradesiyle onu başbaşa bırakır.

Fakat bu asırda Allah Müslümanları az tokatladı, içinde yaşadıkları dünyayı bilmediklerinden tokatladı. Çevrelerine karşı vaziyet almadıklarından ötürü tokatladı. Kur’an’ı anlamayışlarından ötürü tokatladı. Devirlerini bilecek ona göre hukuk sistemini koyacaklar, iktisadi sistemlerini tam sistemleştirecekler, devrin ihtiyaçlarına göre konuşturacaklar onu. İctimai hayatlarını devre göre tanzim edecekler. Devrin bütün ihtiyaçlarına; ferdî, alivî, ictimaî, iktisadî…cevap verilmiş olacaktır.

Bunu yapmadıklarından perişan düşürdü. Düşürdü de ezikliği hissetsinler, aşağılık duygusuyla çevrelerine karşı baş kaldırsınlar. bu müesseseleri geliştirsinler, bu ezikliğin neticesinde yeniden İslam’a saykıl vursunlar, yeniden parlasınlar…

Allah Müslümanların madde planında muvakkaten mağlubiyetlerine hüküm verdi, karar verdi, ta coşsunlar, Araplar arasında kalan Yahudiler gibi coşsunlar, ölüm kalım mücadelesi versinler; ya tam yaşayacaksın dünyaya hakim olacaksın ve ya 9-10 asırdır seni boğmak için gelen haçlı, el’an faaliyette, el’an işe vaziyet etmektedir, gelecek ve seni boğacaktır.

İşte bu hınçla bu azimle çalışsın diye muvakkaten senin madde planında idamına karar verdi Allah!.. Çalışırsan, kafirin idamına karar verecek seni aziz kılacaktır…

Elâ inne ahsenel-kelâmi ve eblagan-nizâm…Kelâmüllâhil-Melikil-Azîzil-Allâm…

Kemâ kâlellâhü tebârake ve teâlâ fil-kelâm…

Ve izâ kuriel-Kur’ânü festemiû leh… Ve ensıtû lealleküm türhamûn…

Eûzü billhi miheşşeytânirracîm…Bismillâhirrahmânirrahîm…”

“İnnallâhe maallezînet-tekav vellezîne hüm muhsinûn…Sadekallâhül-Azîm… Bârekallâhü ve velicemîıl-mü’minin…

……………………………………………………

Elhamdülillâh, Elhamdülillâh, Elhamdülillâhi hamdel-kâmilîne kemâ emarr

Eşhedü ellâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühün-Nebiyyül-Mu’tebarr…

Ta’zîmel-linebiyyihî ve tekrîmen lifehâmeti şâni safiyyih…

Fekâlellâhü Azze ve Celle min kâilin muhbiran ve âmirâ…

İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-Nebiyy Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ…Lebbeyk!..

Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin Kemâ salleyte alâ Seyyidinâ İbrâhîme ve alâ âli Seyyidinâ İbrâhîme fil-âlemîne Rabbenâ inneke Hamîdün Mecîd.

Ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin kemâ bârakte alâ Seyyidinâ İbrâhîme ve alâ âli Seyyidinâ İbráhîme fil-âlemîne Rabbená inneke Hamîdün Mecîd.

Verdallâhümme anissıddîkı Ebî Bekrin vel-Fârûka Omara ve Osmâne ve Aliyyin Radyallâhü anhüm ve anissitteti bakıyetil-aşeratil-mübeşşirati ve anissahâbeti vettâbiîne el-Ahyâru minhüm vel-Ebrâr.

Ve Selleme teslîmen kesîran ilâ yevmil-haşri vel-karâr vahşürnâ meahüm bilutfike âmîn…

Allâhümmensur men nasaraddîn…”

“İnnallâhe ye’müru bil-adli vel-ihsâni ve îtâi zil-kurbâ ve yenhâ anil-fahşâi vel-münkeri vel-bağy… yeızuküm lealleküm tezekkerûn. (16/90)

İbâdallâh!.. Allah’ın kulları!..

Bu şeref bu paye bu ünvan size yeter; Allah’ın kulları!.. Allah’a kul olma âlî payesiyle şerefyâb ve serfirâz olan, Allah’a kul olma şerefini ihraz eden, bütün şerefi Allah’a kulluğuna bağlı olan, şerefi O’na kullukla bulan Allah’ın şerefli kulları!..

İttekullâhe ve atîû. Allah’a karşı gelmekten, isyandan çok korkun;

Azameti kadar, acziniz ve fakrınız kadar, büyüklüğü kadar küçüklüğünüz kadar korkun!.. İsyandan sakının ve saygı içinde ona itaat edin. Takva dairesi içine girin! Ayat-ı tekviniyenin esrarını kavrayın İlahi kelamla ve kendinizle tevfikini yapın!

İnnallâhe ye’müru bil-adli. Allah en geniş manasıyla adaletle;

Dosdoğru yolda sıratı müstakimde dürüst bir hayat yaşamakla emrediyor.

vel-ihsâni. En geniş manasıyla ihsanla;

Mevlayı müteali görüyor gibi O’na kulluk yapmakla; her ne kadar siz O’nu görmeseniz de O sizi görüyor ve her halinize nigehban bulunuyor ya!..

Ve îtâi zil-kurbâ. Yakın daireden başlamak süretiyle yakınlara bir şeyler vermekle,

Yüce ve yüksek olan İslamiyetin ufkunuzda şehbal açması yücelmesi ve bayraklaşması uğrunda servetinizi sarfetmekle emrediyor.

Ve yenhâ anil-fahşâi vel-münkeri vel-bağy. Ahlaksızlığın her çeşidinden;

Büyüğünden küçüğünden gizlisinden açığından, Dinin kerih gördüğü, Rasulü Ekremin çirkin dediği şeylerden sizi menediyor. Dinin emirlerini dinlemeyip serkeşlik yapmanın, hakka baş kaldırmanın, huzursuzluk çıkarmanın her çeşidinden de men ediyor.

Yeızuküm lealleküm tezekkerûn. Size böyle vâz-u nasihatta bulunuyor,

İrşad ediyor ta düşüne, kendinize gelesiniz, istikamet bula, inhiraflardan uzak kala, rızasını kazanarak emnü eman içinde doğruların varacağı cennete dahil olasınız…

Ekımıssalâh innassalâte tenhâ anil-fahşâi vel-münkar…vele-zikrullâhil-ekbar…vallâhü ya’lemü mâ-tasnaûn… (Ankebut, 29/45)

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 2 Mayıs 1975 tarihli “TEVHİD” konulu hutbesinin deşifresidir.

   

 

 

Check Also

Ümmi Peygamber (6)

YORUM | AHMET KURUCAN Geçen haftaki yazımızı nazil olan ilk ayette “ben okuma bilmem”, hilalin görülmesi …