"Enter"a basıp içeriğe geçin

Seyyid Kutub’a Göre Kur’ân’ın İnsanları Terbiye Metodundaki İ’câzı

[dropcap]S[/dropcap]eyyid Kutub’a göre Kur’ân’ın i’câz yönlerinden biri de, benzeri görülmemiş ve kendisinden sonra da kendisine yetişilemeyen bir cemiyetin tesisidir. Bu cemiyetin tesisi ve terbiyesi meselesi, beşerî idrak ve kavrama seviyesi böyle bir ilerleme ve böyle bir terakki boyutuna alışıncaya ve insan, kendi beşeri idrakiyle kâinat kitabını Rabbani, Kur’ânî ve Nebevi terbiye altında okumaya yönelinceye kadar uzun bir eğitim ve yönlendirmeyi gerekli kılmıştır.” “Kur’ân’ın i’câzı, ilk Müslüman cemaati teşkil etmek için getirdiği esas ve yönlendirmelerde tecelli eder. Her zaman ve her yerde Müslüman bir cemaatin ayakta durması için zaruri emirler ve esaslar aynıdır ve öyle devam edecektir. Yine her zaman ve yerde Müslüman cemaatin, düşmanlarıyla girmesi muhtemel kavga, ilk Müslümanlarınkinin aynısıdır. Belki o mümin cemaatin muhatap olduğu düşmanların kullandıkları vesileler de aynı vesileler olacaktır. İşte bu ümmetin kitabı olan Kur’ân, onun hayatın- da her yönden gerçek bir rehber olacaktır. İşte i ‘caz budur…”

Kutub’a göre î’câz-ı Kur’ân’ın, onun nazmındaki, anlamlarındaki ve ins ve cinnin benzerini getirmekten aciz kalmasındaki i’câzından daha öte bir boyutu da, insanların onun sahip olduğu kuşatıcı (muhît) metoda benzer birisini icat etmekten de âciz kalmalarıdır. Seyyid Kutup, Kur’ân metodunun tedriciliği üzerinde çok durmaktadır. Buna “el-menhecü’r-rabbânî” demekte ve bazı kötü alışkanlık ve âdetlerin kaldırılmasında -içki ve kumar gibi- bu rabbani metodun etkinliğini psikolojik ve sosyal boyutlarıyla izah etmektedir. Kutup, içkinin kesin âyetle yasaklanması ve bunun metoduyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Muhakkak ki Kur’ân, zaferi kazanmış ve Kur’ânî metot başarıya ulaşmıştır. Bunu yaparken, kuvvet de kullanılmadı. Pekâlâ, bu nasıl oldu? Beşer tarihinde benzeri görülmemiş bu mucize nasıl gerçekleşti? Evet mucize tamamlandı; zira rabbani metod insanı kendine has yöntemiyle elealdı. Yani onu Allah korkusu, murakabesi ve huzuruyla yüz yüze getirdi. O insanı parça parça değil bir bütün olarak ele aldı ve fıtrata Yaratıcısının yoluyla müdahale etti. Kötü alışkanlıkların bıraktığı boşluğu da, şarap, sarhoşluk gibi alışkanlıkların dolduramayacağı görevlerle doldurdu. O boşluğu önemli işlerle, yani çığırından çıkmış beşeri, ıssız ve kavurucu cahiliye çölünden İslâm’ın muhteşem bahçesine ve gölgesine getirip onları gerçek hürriyetlerine kavuşturma işiyle doldurdu. En önemlisi de o boşluğu imanla doldurdu…” Seyyid Kutub’a göre “Rabbânî metod” insanları sadece kanunlarla derdest etmez. O, kanun kılıcını, ancak kılıçtan başka bir şeyle sakınma- yanları caydırmak için kınından çıkarır. Bu metodun ilk adımı kalp, ruh ve karakterin eğitilmesidir. Bunun yanısıra hayır tohumlarının çimlenip geliştiği ve kötü bitkilerin solup kuruduğu bir cemiyeti de tesis eder. Bu sebeple hemen birçok Kur’ân âyeti, kalbe girip oradaki takva duygularını harekete geçirmek için ceza ile korkutarak nihayet bulur…”

Kutub’a göre Kur’ân’ın beşeriyete hitabı da eşsiz bir metoddur. Kur’ân beşeri olguyu bütün olarak karşısına alır. Öyle ki, bir tek paragrafta onun hakkında bahsetmedik taraf ve girmedik bir pencere ve cevap vermedik bir konu bırakmaz. Yine Kur’ân’ın acib metodu bu kainatın meselelerini ele alır; ondaki insan fıtratının, kalbinin ve aklının alabileceği hususları açar gösterir. Ayrıca onun hazineleri ve kaynakları hakkında insanı uyarır ve onu doğruya yönlendirir. Kur’ân metodu, insanı adım adım ve aşama aşama götürür ve onu kolaylıkla, yumuşaklıkla, hareketli ve canlı olarak, açıklık ve basiretle, zirvelere doğru kendi isteğiyle merdivenlerden çıkarır. Kur’ânın ilginç metodu, insan fıtratının öyle bir yerine dokunur ki, hiçbir beşer bunu tahmin edemez. Birdenbire fıtrat silkinir, seslenir ve itaat eder. Bu ise şundandır: Kur’ân’ı indiren Zat, yarattıklarını bilen ve insanın Yaratıcısı olan Zattır ve O, insana şahdamarından daha yakındır. Kutub, başka bir yerde de bu hususa şöyle temas etmiştir: “Kur’ân, insan ruhundaki boşluğu şarap, sarhoşluk, gururlanma ve büyüklenme gibi şeylere yer bırakmayacak büyüklükte meşguliyetlerle doldurdu. O boşluğa doldurulan vazifelerden birisi, yolunu yitirmiş olan insanlığı cahiliye çölünden ve kavurucu taşlığından ve zifiri karanlığından ve insanı alçaltıcı köleliğinden ve sıkıcılığından İslâm’ın eşsiz güzellikteki bahçelerine ve serin gölgelerine, parlayan ışığına ve onurlu hürriyetine ve Dünya ve Ahireti içine alan genişliğine götürmekti.O insanlardaki boşluğu en önemlisi iman ile doldurdu. Artık o insanlar, şarabın zevk ve neşvesine ihtiyaç duymamaya başladılar..”

Kur’ân metodu, Seyyid Kutub’a göre kelamcılar ve filozoflarca kullanılan tartışma üslubuna kesinlikle başvurmamıştır. Zira Allah, böylesi bir üslubun kalplere ulaşamayacağını ve bunun; harekete geçirmeyen ve bir hayatı tesis etmeye götürmeyen soğuk, zihnî sahayı aşamayan bir tarz olduğunu biliyordu. Bu soğuk zihni hareketin varacağı nokta, olsa olsa havada dağılıp gitmek olurdu! Fakat Kur’ân metodunun bu üslupla sunduğu deliller, kalbi ve aklı ikna eden en güçlü delillerdir…”

Doç. Dr. Mesut ERDAL’ın “Fî Zılâli’l-Kur’ân ve İ’câz Açısından Değeri” adlı kitaptan

[tweet] [facebook] [pinterest] [Google]